Mimarlık, sadece yapı tasarlamak değil, o yapının içinde barındırdığı komple bir yaşam tasarlamaktır, Bir yaşam tasarlayacaksanız eğer, tasarımınızın dayandığı sağlam bir temel olmalı, Larissa Göl Evleri projesinin temeli bu topraklara, tarihine, kültürüne ve ihtiyaçlarına dayanıyor,

Zaten medeniyetin doğum yeri olan bu topraklarda yaşarken, her yönüyle hayatı içinde barındıran bir projeyi başka bir temele dayandırmak biraz haksızlık olurdu,

Akdeniz, doğal güzellikleri, insanların samimiyeti, ikliminin her mevsim ayrı bir güzellikte olmasının yanı sıra yılın büyük kısmında güneşten ve doğadan faydalanma olanağı sağlaması ile dünyada eşi benzeri olmayan bir hayat sunuyor. Hele bir de Ege denizi ve kıyıları ki, Akdeniz’in en güzel bölgesi, tarih boyunca ayrı bir yere sahip,Tarih boyunca sayısız medeniyet ve kültür burada doğmuş ve yaşamış, her biri iz bırakmış, bir sonraki medeniyete temel olmuş, Bizde projede zaten elimizde olan bu değeri kullandık, Ege’yi ve yaşantısını, doğa ve tarih bizden önce hünerini göstermiş, harika bir kültür ve yaşam tasarlamış bu topraklarda, biz ise sadece günümüz ihtiyaç ve olanaklarını kullanarak birkaç yorum kattık bu yaşama,

Yılın büyük çoğunluğunu dışarıda, sosyal hayatın içinde geçirmemize olanak sağlayan iklim sayesinde 40,000m2 alan arazide açık sosyal alanları, amfi tiyatrosu, spor alanları ile sokakta bir yaşam oluşturduk, hemde çevresini sardığımız 15,000m2’lik doğal gölet ile iç içe, Evin kapısından çıkar çıkmaz hayata karışabilmek, alışveriş veya spor yapmak, arkadaşlarla iki çift laf etmek veya sadece göl kenarında yürümek için trafiğe, gürültüye katlanmak zorunda kalmadan hem de,

Ege’nin bize kazandırdığı bir diğer avantaj ise bitki örtüsü, İklim ve toprak yapısı sayesinde, karakteristik bitkiler, tabii ki bu projede yerini almalıydı, Yabancı iklimlerden getirilen bitkiler için aşırı emek harcamak yerine, zahmetsizce zakkum, sardunya, gibi çiçeklerin keyfini, zeytin, üzüm gibi meyvelerin tadını çıkartmayı hedefledik,Peyzaj yapılırken özellikle meyve veren bitki ve ağaçları kullanmayı hedefledik, peyzajımızın temelini oluşturan zeytin ve üzümün tarih boyunca öneminden bahsetmeme gerek yok sanırım, Sadece iki ürün değil tabii ki, iklimimizde yaşayan bu kadar çeşitli meyve ağaçları varken, her birinin kendine has tat ve özelliklerinden faydalanmak istedik, Sakinlerimizin, sokakta yürürken mevsiminde ağaçtan meyve koparıp yiyebilmesini, çocuklarımızın biz önceki nesillerin yaptığı gibi ağaca tırmanıp meyve toplayabilmesini istedik,

Hatta sokaklarımızdaki meyve ağaçlarını bir adım ileriye, biraz da yukarıya cephelerimize taşıdık, İtalyan mimar Stefano Boeri tarafından ortaya konan ve tüm dünyada kabul gören Dikey Orman Konsepti’ni tasarımın önemli bir parçası yaptık, İnşaat yapmak için doğadan ödünç aldığımız toprağı, cephelerdeki bahçelerimizle doğaya geri verdik, hatta fazlasıyla, Öyle ki cephelerimize diktiğimiz zeytin ağaçları ve asmaları toprağa dikseydik, inşaatlar için kullandığımızdan daha fazla araziye ihtiyacımız olacaktı, Böylece doğayı betonlaştırmak yerine hem binalarımızı yaptık, hem de doğaya kullandığımızdan daha çok alanı geri kazandırdık,

Modern yaşamın getirdikleri ve bize yaşattıkları göz ardı edilemez, Bu nedenle bu topraklardan elde ettiğimiz yaşam kültürünün, modern ve teknolojik altyapı ile desteklenmesi gerekiyordu, Mimari konseptimizin alışılageldiği gibi sadece cephe elemanlarında veya görsellikte değil, projenin tamamında ve fonksiyonlarında da kendini gösterme¬sini istedik, 0 dönemin hayatını araştırdık ve projemize yön verdik,

Birkaç örnek vermek gerekirse;
Evlerimiz günlük ihtiyaçları günümüz yaşantısına uygun olarak karşılayacak kadar büyük, Çünkü site sakinleri teknolojinin ve şehir hayatının yalnızlaştırdığı insanlardan olmamalı, helenistik dönemlerdeki insanlar gibi hayatının çoğunu ortak alanlarda komşuları ve sevdikleri ile birlikte geçirmeli,

O dönemin insanları gibi günlük ihtiyaçlarını uzun mesafeler katetmeden sadece yürüyerek karşılamaları hedefimiz, Bize göre günlük ihtiyaçlar hemen evin önündeki küçük dükkanlardan karşılanmalı, komşuyla hemen iki adım ötede bir kahve içilebilmeli, veya güzel bir bahçenin içinde gölgeliklerin altında iki çift laf edilebilmeli,

Bizce yaşam günlük ihtiyaçların yanı sıra biraz sanat, biraz görsellik de istiyor, Açık havada yaz akşamlarında bir film ya da bir gösteri izlenebilmek, hemde tam bu topraklarda binlerce yıl önde yapıldığı gibi, bir amfi tiyatroda, belki biraz coşkulu, belki biraz hüzünlü ama hep birlikte,

Bu kadar tarihin yanı sıra, yeniden o dönemleri de yaşamak da istemiyoruz elbette ki, Arabalarımızı, cep telefonlarımızı, akıllı ev sistemlerimizi, interneti, günümüz hayatının getirdiği tüm rahatlıkları ve konforu da seviyoruz,Yapılarımız teknolojinin elverdiği ölçüde modern olmalı, altyapısı gerekli teknolojiyi desteklemeli, Oturduğumuz ev öncelikle güvenli ve huzurlu olmalı, istediğimiz hizmete ulaşabilmeliyiz, belki çamaşırımız yıkanmalı, belki de biz yokken evimiz temizlenmeli, evden çıktıktan sonra elektrik, su açık mı kaldı düşünülmemeli, Tüm evleri, bu altyapı ile tasarlarken, ihtiyaç duyulan hizmetler ile ilgili alanları da binaların içine serpiştirdik,

Sahip olduğumuz çevre bilincini de tasarımlarımıza yansıttık, Çatılardaki güneş enerjisi panelleri ile apartman genel aydınlatmalarını ve asansörlerin elektrik ihtiyaçlarını karşılamayı, bahçelerimizi güneş enerjili armatürler ile aydınlatmayı düşündük, Yağmur sularını toplamayı, gri su kullanımı ile birleştirip, kat bahçelerimizi damlama yöntemi ile sulamayı planladık,

Otomasyon sistemleri ile, hem genel hem de bireysel güvenliği birbirine entegre ederek, evde olunsun olunmasın, acil durumda güvenliğin müdahale etmesini sağlarken, istenildiğinde bir otelde kalıyormuşçasına, sitenin kendi çalışanları ile evin temizlik ve bakım ihtiyaçlarının karşılanmasını planladık,Bu kadar çok şey anlattıktan sonra uzun lafın kısası, amacımız doğa ile kaynaşmış, tarihi değerleri farkında ve bu değerlere saygılı, yaşadığımız bölgeye ait, modern, rahat ve huzurlu bir hayat tasarlamaktı, şimdiki hedefimiz ise bu tasarıyı önce inşa etmek sonra da sizlerle hayata geçirmek,